İSTANBUL FİNANS ZİRVESİ

YASED Başkanı Ayşem Sargın, 9 Ekim tarihinde düzenlenen "İstanbul Finans Zirvesi"nde bir konuşma yaptı.

Sargın konuşmasında şu bilgileri paylaştı:

“Biz, Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) olarak, ülkemizdeki kurumsal uluslararası doğrudan yatırımların yüzde 80’ini temsil ediyoruz. Üyelerimiz yıllardır, hatta bazıları 100 yılı aşkın bir zamandır, ülkemizin kalkınmasına destek vermekteler.

Yatırımlarıyla, Türkiye’de, üretimden istihdama, teknolojiden ihracata, pek çok alanda katma değer yaratmaktalar. Biz, Türkiye’de kalıcı etkiler bırakan bu yatırımları, ülkemizin sürdürülebilir kalkınması için temel katalizörler olarak görüyoruz.

YASED olarak kıymetli bir bilgi ve tecrübe birikimine de sahibiz. Üyelerimizin pek çoğu uzun yıllardır Türkiye’de faaliyet gösterdikleri için, ülkemizin yıllar içinde karşılaştığı birtakım zorlukların üstesinden gelerek uzun vadeli hedeflerine ulaştığını da deneyimlemiş şirketler. Bu nedenle, Türkiye’ye uzun vadeli bir perspektiften yaklaşan ve ülkemizin potansiyeline inanan bir topluluğu temsil etmenin de gururunu yaşıyoruz.

Küresel sermaye akımlarının gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında gidip geldiği, uluslararası doğrudan yatırımların yine küresel planda gerilediği yaklaşık 5 yıllık bir dönemi geride bırakıyoruz.

Bugün Türkiye, küresel uluslararası doğrudan yatırımlardan yaklaşık yüzde 1 pay almakta. Ancak biz, ülkemizin bunun çok daha üstünde bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz. Son dönemdeki uluslararası yatırım hareketleri de bu görüşümüzü destekler nitelikte.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü’nün (UNCTAD) 2019 Dünya Yatırım Raporu’na göre Türkiye bu yıl, küresel uluslararası doğrudan yatırım (UDY) sıralamasında, geçtiğimiz yıla göre 4 basamak yükselişle 21. sıraya yerleşti.

Aynı rapor, küresel doğrudan yatırımların 2018’de yüzde 13 oranında düşerek 1.3 trilyon dolara gerilediğini, ancak Türkiye’de yüzde 13’lük bir artışla 13 milyar dolara yükseldiğini de gösteriyor. Dünyada doğrudan yatırımların azaldığı bir dönemde ülkemize yatırım girişlerinde artış gözlemlenmesi, son derece olumlu bir gelişmedir.
Buraya kadar haberler iyi. Ancak, bir yandan bu gelişmeler yaşanırken, diğer taraftan doğrudan yatırımlar için küresel rekabetin hayli zorlu olduğu, jeo-politik risklerden ticaret savaşlarına pek çok belirsizliğin içinde başarıyı yakalamamız ve sürekli kılmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Bu rekabetçi ortamda hem rakiplerimizden daha iyi olup bu yatırımları çekmeli, hem de seçici davranarak ülkemizi yarının dünyasına hazırlayacak, nitelikli, dönüştürücü yatırımlara odaklanmalıyız.

Bildiğiniz gibi, ticaret ve yatırım, el ele yürüyen, birbirini bütünleyen unsurlar. Son birkaç yılımıza artan ölçüde damgasını vuran ticaret savaşları ve korumacılık politikaları, malların serbest dolaşımını engellemekte. Bu ve daha birçok gelişmenin, son zamanlarda yatırım kararlarına etki eden kriterlerin farklılaşmasına sebep olduğunu gözlemliyoruz. Bu zor konjonktürde, uluslararası yatırımcılar için finansman, finansal istikrar, pazar büyüklüğü, nitelikli iş gücü gibi unsurların yatırım tercihlerinde ön plana çıktığını görüyoruz. Çalışmalarımız, yatırımcılara doğrudan finansman sağlanması gibi yeni teşvik sistemlerinin ortaya çıktığını ve yatırımcılar için tercih sebebi haline geldiğini de ortaya koyuyor.

Günümüzde gelişmiş ülkeler de bu yarışın içinde ve uluslararası yatırımları çekmek için daha iddialı adımlar atıyorlar. 2017 yılının sonunda ABD’nin gerçekleştirdiği vergi reformu bunun en önemli örneklerinden biri. Bildiğiniz üzere Amerika, vergi reformu ile kurumlar vergisini yüzde 35’ten yüzde 21’e düşürdü. Bu her ne kadar iç pazar için atılan bir adım gibi görülse de orta vadede dünyadaki toplam doğrudan yatırımların yarısını etkilemesi bekleniyor. Amerika’daki kurumlar vergisi indirimi ve yatırımları ülke içinde tutmaya yönelik sıkı politika, Amerikan şirketlerin geçmiş dönem karlarının yeniden ülkeye dönmesine neden oldu. Öyle ki, Amerika’daki bu vergi reformu en çok Avrupa Birliğini etkiledi.

Avrupa yatırım pazarına baktığımızda, burada da küresel eğilimlere paralel olarak bir daralma gözlemliyoruz. Avrupa’nın 2007 yılında yüzde ellilerde olan küresel doğrudan yatırım pazar payı, 2018’de yüzde 8,4 seviyesine kadar geriledi. 2018 yılında Avrupa’ya yatırım girişlerindeki keskin düşüşün başlıca nedenlerinden birinin Amerika’daki kurumlar vergisi indirimi sonrası Amerikan şirketlerin birikmiş karlarını ülkelerine geri çekmeleri olduğunu görüyoruz.

Uluslararası Doğrudan Yatırımları etkileyen bir başka önemli gelişme de, yatırımların verimliliği. Burada dijitalleşme ile gelen verimlilik artışlarının yatırım kararlarına etkisinin giderek arttığını gözlemliyoruz. Üretimde küresel rekabet unsurlarının değiştiği bu dönemde, yatırımcılar artan ölçüde küresel rekabetçiliklerini destekleyecek koşulların oluştuğu ülkelere yöneliyorlar.

Tüm bu gelişmelerin yan ısıra yatırımların değişmeyen belirleyici birtakım kriterleri de var- ki bunlardan en önemlileri finansmanla ilgili. Finansman bolluğu, maliyeti ve çeşitliliğinin yatırımlara etkisi her zaman olduğu gibi bugün de yüksek. Önümüzdeki dönemde ekonomik yavaşlama yatırımlar üzerinde baskı oluştursa da, genel olarak faizlerdeki düşüş trendinin bu daralmayı dengeleyici ve yatırımları teşvik edici bir etki yaratacağına inanıyoruz.

İstanbul Finans Merkezi’nin yatırımlar için gereken finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve yatırımcının Türkiye algısının güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olduğuna inanıyoruz.

YASED olarak bu projeyi önemsiyoruz, çünkü, İstanbul’un bölgesel ve küresel finans merkezi olması, ülkemizde istihdamın, teknolojinin ve uluslararası fon girişinin yanı sıra, doğrudan yatırımların da artmasına destek olacağını öngörüyoruz. Projenin başarıyla hayata geçmesi için gereken “güçlü insan kaynağı”, “teknolojik altyapı ve dijitalleşme” ve “yasal düzenleme ile teşvik mekanizmaları” alanlarında atılmakta olan adımları memnuniyetle karşılıyoruz. Finansal ürün ve hizmet çeşitliliğinin daha da artırılması, işlem maliyetlerinin rekabetçiliğinin sağlanması, vergi sisteminin basitleştirilmesi, düzenleyici ve denetleyici çerçevenin geliştirilmesi ile veri güvenliği ve dolaşımı gibi konularda da ilgili kurumlarla birlikte çalışıyor, uluslararası diğer finans merkezlerindeki en iyi uygulamaları ülkemize getirmek için önerilerimizi kendileriyle paylaşıyoruz.

Biz, Türkiye’deki Uluslararası Yatırımcılar olarak, esasen Türkiye’nin yatırımcıları olarak, bugüne kadar ülkemizin bir yatırım destinasyonu olarak güçlü yanlarını biliyor ve bu yöndeki her çabayı destekliyoruz. Araştırmalarımız da bu inancımızı destekler nitelikte. Bugün, ülkemizdeki mevcut yatırımcıların yeni yatırım yapma eğilimlerinin yeni yatırımcılara oranla çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Mutlu ve Türkiye’yi iyi tanıyan yatırımcılar, Türkiye için gerçek ve en güçlü referanslardır. Biz, ülkemizin potansiyelinin yüksek olduğuna, daha fazla yatırım çekme gücüne yürekten inanıyoruz.

Ancak, biraz önce belirttiğim gibi bugünün dünyasında yeni kriterlere göre yön belirleyen yatırımcılarla ve onları ülkelerine çekmek için yarışan güçlü rakiplerle karşı karşıyayız. Ülkemizi bu değişen koşullara süratle adapte etmeli, bugünün ötesine, yarının ekonomisinde de bizi rekabetçi kılacak nitelikteki yatırımlara odaklanmalıyız. Ülkemizin finansman ihtiyacını kalıcı şekilde karşılayacak olan uluslararası doğrudan yatırımları uzun vadede çekmeye devam edebilmesi için bu dönüşümü başarmak zorundayız.

YASED olarak ülkemizin yatırım rekabetçiliği üzerine yapılan pek çok çalışmada, Kamu ve özel sektör paydaşlarımızla birlikte çalışıyoruz. Türkiye UDY Stratejisi, Yatırımlar Çerçeve Kanunu, öncelikli yatırım kriterlerinin belirlenmesi gibi çalışmalarda öncü rol üstleniyoruz.

Hedefimiz, Türkiye'nin dünyada en fazla doğrudan yatırım çeken ilk 10 ülke içinde yer almasıdır. Bunu sağlamak için, bugün yüzde 1 olan küresel yatırımlardaki payımızın yüzde 3'lere çıkması gerekiyor. Türkiye bu potansiyele sahiptir, ancak bu potansiyele ulaşmasının yolu dünyadaki dönüşümü yakalaması ve rekabetçiliğini değişen koşullara uyumlu olarak arttırmasından geçiyor.

Biz, YASED olarak, tüm tecrübemiz ve üyelerimizin küresel bilgi birikimiyle Türkiye’nin bu süreçte atacağı adımlara gereken katkıyı vermeye hazırız.”

Vodafone’un katkılarıyla